Hakk'a ait irade-i külliyeden
küçük bir parça olan irade-i cüziye, büyük ölçüde irade-i külliyenin
aynıdır. Ne var ki çapı küçüktür. Elektrik lambası güneş ışığının
aynıdır. Bir lamba bir odayı aydınlatır. Binlerce lamba geniş bir
sahayı aydınlatır. Her insanın aklı, Hakk'ın aklı kül diye bilinen
aklı yanında, bir lamba hüviyeti taşır. Bu küçük akıllar birleşip
bir kütle oluşturursa, çok sayıda lambanın ışığı gibi bir durum
ortaya çıkar.
İşte milletlerarası birleşik görüş bu lambaların misali olup, doğru,
insani ve beşeri rızaya bağlanan görüşleri, hukuki açıdan Hakk'ın
rızasına uygun olur. Nitekim dinin dışında yürütülen ilmi görüşle
devlet idareleri büyük ölçüde Hakk'ın rızasına uygundur. Ancak,
devlet idareleri iki ayaklı olması gerekirken, bunlar tek ayaklı
olarak tatbik edilmektedir. Yani idareleri topaldır. Eğer Hakk'a
ait velayet ilmi bilinse ve tatbikata konsa, insandaki iki ayak
gibi yürüyen bir güce erişirdi.
Allah (c.c.) yarattığı ne kadar mahlukat varsa hepsini din kavramı
içinde terbiye ederek idari düzen getirmiştir. Bu din düzenini iki
ana bölümden oluşturmuştur. Birisine külliye (tüm mahlukatı
içine alan taraf), ötekine; ferdiye ismi koymuştur. Tıpkı
gün ve sene gibi. Yani dünya kendi ekseni etrafında bir kere dönünce
bir gün meydana gelir. Dünya açısından bu ferdiye hüviyeti taşır.
365 küsur günde bir sene süren büyük dönüş yapar. Bu da dünya açısından
külliye demek olur. Dünya bu iki hareketle bir canlı gibi varlığını
sürdürdüğünden ona da bu ilahi kanun tatbik edilmiştir.
Bu Hakk düzeninin tanıtımına Kur'an'la açıklık getirilmiştir. Mekki
sure ve ayetler, yani Mekke'de nazil olmuş ayetler külliye tarafında
yer alırken, medeni yani Medine'de nazil olan sure ve ayetler ferdiye
tarafında yer alır. Bu ferdiye tarafı ibadet bağlantılı olup aileyi
aşmaz. Yani erkek, kadın ve çocuklar. Kişi dünya hayatı boyunca
birinci derecede büyük bir önemle ailesinin ihtiyaçları için çalışır.
Toplumla ikinci derecede ilgilenir. İbadet ihtiyacı kişinin ahiret
hayatı teminatıdır.
Allah (c.c.) Kur'an-ı Kerim'de ibadetin önemini şu mealdeki ayetle
bize bildirmiştir: "Biz, cinni ve insi (insanı) yaratmadık.
İlla bize ibadet etsinler diye yarattık" diyerek kesin bir ifade
kullanmıştır. Hakk Teala önemli konuları Kur'an'a almıştır. Kısacası
ferdiye Allah'a ait teklik tarafıdır. Külliye ise çokluk tarafıdır.
Külliye tarafına ait ayetler çoktur. Kimisi kapalı, kimisi açıktır.
Biz aye
Görülüyor ki, Allah insanı ve ademoğlu gibi çeşitli nesilleri kendisini
bilmek için yarattığını beyan ediyor. Bu ilmi çerçevedir. Ruh ve
bedenden oluşan insana paralel olarak ruh tarafına ilmi, beden tarafına
da ibadeti bağlamıştır.
O Büyük Yaratıcı milletlerin kuruluşunda, yani toplum hayatında
da bu ikili düzeni ikame etmiştir. Her millet bu iki taraflı düzeni
idaresine yerleştiremediyse, ya dağılır ya da bir başka milletlerin
iktisadi esaretine mahkum olur. Allah'ın bu değişmez kanunu
Ayani Sabite otomatik tezgahında zaman zaman uygulanmaya
konur. Yani tedricen tatbik edilir. Bundan kurtulmanın tek yolu
devlet ve hükümet ikilisini devreye sokmakla olur. Peki bu nasıl
olur? şekltleri İslam evliyasına bırakarak hadisi kutsi ile külliye
tarafını tanıtıyoruz. Hadisi kudsi şöyle: "ben bir gizli hazine
idim. Bilinmekliğimi istedim. Onun için mahlukatı yarattım."
Bursalı İsmailhakkı (k.s.)'nın bu hadisi kudsiye bağlı olarak
Kenzi Mahfi isimli eseri vardır. Bu bilinmekliğin temelinde
velayet ilmi bulunuyor.indeki soruyu cevaplandıralım.
Velayet ilminin verdiği uyanış ve bu uyanış içinde görüşümüz şöyle:
bir tarafta devlet, öbür tarafta hükümet ve partiler olacak. Bu
ikisi de milli iradeye dayalı olarak seçime girecek. Her ikisinin
yetki alanları belirlenecek. Milletin ahlak ve karakterine göre.
Buna milletin arzuları çerçevesinde istikamet verilmek suretiyle
yürütme izni olur.
Bu iki kanat ruh ve beden gibi sıhhatli ve uyum içinde çalışırsa,
sağlık sorunu olmayan bir beden gibi kıyamete kadar varlığını sürdürür.
Batıdan bize gelen seçim sistemi şu hadisi şerifin tezahürüdür.
Peygamberimiz. Allah'ın izni ile der ki: "Sizin ameliniz
(niyet söz ve işiniz) sizin idarenizdir." Yani iyi ve kötü
işleriniz ayani sabite otomatik tezgahında Allah'ın kudret terazisinde
tartıya alınır. Ona göre iyi ya da kötü idareci başınıza geçer demektir.
Nitekim halkın sandık başına giderek kendini idare edecek kişileri
seçmesi ayani sabite açısından canlı bir tablo oluşturur.
Ancak bu arızalıdır. Zira tek taraflıdır. Ayrıca cahilin, yani avamın
görüşü istikametinde idarecinin gelmesi sonucunu zaruri kılar. Hani
bir söz vardır, kızı serbest bırakırsan ya davulcuya varır, ya zurnacıya.
İşte bunun misali kimlerin bu milleti idare edecek yetenek ve dürüstlüğe
sahip olduğunu avamın kestirmesi mümkün değildir. Avam, propaganda
denen aldatıcı sözlere kanar ve böylece seçim olur. Sonuçta devlet
yok, hükümet var şeklinde bir idare milletin başına geçer. Bundan
kurtulmanın yolunu aşağıda açıklıyorum. Velayet ilmi Allah'a ait
bir ilim olup en üstün çareleri gören, bulan bir deryadır. Benim
idrak gücümün ulaştığı yerden Türk insanına ve tüm küçük devletlere
sesleniyorum. Bizim bu yazdıklarımızı dikkatle okusunlar. Vahşi
demokrasiden, insani demokrasiye geçmenin tek yolu budur. Zulümden
kurtulmanın başka çaresi yoktur.
Bilindiği üzere devlet dört büyük kuruluşla ayakta durur. Birincisi,
milletin ordusudur. İkincisi, milli eğitim camiasıdır. Üçüncüsü,
hukuktur. Yani hakimler savcılar. Dördüncüsü, emniyet teşkilatıdır.
Bu kuruluşlar üst düzey itibariyle seçkin kişilerden oluşur. Yani
kendi bünyelerinde ayıklanarak özleşirler. Polis biraz şaibeli ise
de mutlaka içinde temiz, dürüst, vatansever ve çetelere ismi bulaşmamış
olanı vardır. Zira, her şeyden önce bu teşkilat güvenlik müessesesidir.
Ordu, dört ana unsurdan oluşan yapıya sahip bir kuruluştur. Yani
astsubaylar, subaylar, üstsubaylar, generaller. Ordu bu kumanda
zinciri içinde varlığını sürdürür. Bunlar, hepimizin bildiği hususlardır.
Orduda kurmaylık diye bilinen kabiliyetli subayları ayıklama sistemi
vardır. Her subay harp okulunu bitirip orduya katılınca, kurmaylık
imtihanına girer. Kazananlardan general olur. Bunların da rütbeleri
malumdur. Tuğgeneral, tümgeneral, korgeneral, orgeneral olarak ordunun
üst kademelerinde görev yaparlar.
Bir orgeneral düşünün, ayıklanarak o rütbeyi alır. Sonra da bunlardan
en yetenekli olanı genelkurmay başkanlığına getirilir. Süresi dolunca
emekli olur. Bak ey Türk insanı! İyi düşün! Bir orgeneral hangi
safhalardan geçerek o mevkiye gelmiş ve oradan emekli olmuştur.
Temiz toplum istiyorsak bu gibileri mutlaka idareye getirmeliyiz.
Hangi çete başı yabancı bunlara soygun, gayri meşru yollara girme
teklifi yapabilir. Bunlar milletvekili olunca devletin, milletin
aleyhinde olan bir haksızlığa asla göz yummazlar. Bir milletin en
fedakar insanı askerdir. Ölüme giden yolu seçmiştir. Bundan daha
güvenli kişi olur mu? elbette ki bunların arasına sızan ve yekun
tutmayan tek tük güvensiz birileri olabilir. Sen genel tabloya bak.
Bir emekli generalin onca tecrübe ve deneyimini, millete olan bağlılığını,
hurdaya atar gibi emekli ederek ondan faydalanmamak, millet için
büyük bir kayıptır. Biz bu millete en faydalı olacak şekilde değerlendirme
yolunu açıyoruz. Okuyun dinlerin. Aşağıda bunun açık bir şekilde
izahını bulacaksınız.
Bunlar da tahsil sahasında uzun süre eğitim yolu kat etmiş kişilerdir.
Asistan oluncaya kadar 16-18 sene ömür tükettiler. Ondan sonra,
profesör olmak için hayli imtihanlardan geçmiştirler. Bunlar bir
milleti uyandırmak ve cehaletten kurtarmak için uğraşan eğitimcilerdir.
Bu makama gelinceye kadar eğitim süzgecinden geçmişlerdir. Genel
tabloya baktığımızda, özleşmiş kişilikleri vardır.
Bunlar bunca emek verdikleri bu çalışmalarını yolsuzluklara değiştirmezler.
Yani bu milleti soyanlara izin vermezler. Bunların da içinde milletten
kopuk bazı kişiler olabilir. Onlar da yekun tutmazlar. Genelde bu
öğretim üyeleri cumhuriyetin birinci derecede savunucularıdırlar.
Zira, bir milletin kalkınmasında, eğitim, bilim en önemli yer işgal
eder.
Şu da bir gerçektir ki, kişi yaşlandıkça beden gücünü kaybeder.
Ancak, ilme sıra gelince yaşlandıkça ilerleme kaydeder. Şuurunu
kaybetmediği sürece, yaşının en ileri olduğu zaman, en yüksek bilginin
içinde bulunur. Bu sebepten ilimle uğraşan kişiler her yaşta topluma
faydalı konumda olurlar. Yeter ki, tahsil ettikleri bilgi toplum
için faydalı bir ilimden kaynaklanmış olsun.
Hukukçular, hukuk fakültesini bitirince hukuk sahasına atılırlar.
Kimi hakim, kimi savcı, kimi de avukat olur. Avukatların resmiyeti
olmadığından, yani devletin memuru olmadığından, onları bu konuda
dikkate almıyoruz. Hakimleri ele alıyoruz. Bilindiği üzere her hakim
yurdun her yerinde değişik dallarda görev yapar. Verdikleri doğru
kararlar çerçevesinde terfi ederler. Bunları Yargıtay inceler ve
ayıklar. Kalburüstü olanlar Yargıtay'a alınır. Savcılar da aynı
işleme tabidir. Yargıtay'ında kendi içinde görev bölümü vardır.
Yani daireleri vardır. Oradaki hakimler kendi aralarında daire başkanlarını
ve Yargıtay başkanını seçerler.
Bu çalışma sistemi, hukukçuyu kabiliyet, doğruluk, dürüstlük gibi
çeşitli meziyetlerini dikkate alarak ayıklama yapar. Hakimin bu
safhalardan geçmesi hayli zaman alır. İşte hukukçu kendi bünyesinde,
kendinden bir derece aşağıda olan meslektaşından aldığı oylarla
seçim özlüğü yaşar. Buna gerçek liyakat seçimi denir ki, bir toplumun
hukuk bölümünün en güvenilir idarecisi olarak temayüz eder.
Biz deriz ki, hukuk itibariyle kendi arasında seçileni seçmek, yani
seçimle işbaşına getirmek, hem hukukun üstünlüğünü korumak, hem
de partilerin, hükümetlerin göz yumduğu çeteleri bulmak, yakalamak
ve cezalandırmak için en güvenli yoldur.
Her polis göreve getirilince kanun dışı olaylara müdahale eder.
Onun işi budur. Ancak polisin ahlakını kısmen bozan şöyle bir husus
vardır. O da şu. Emniyet zincirinin başında yani Ankara'dan tabana
bir fısıltı vardır. O fısıltının içinde dokunulmazlık denen kanun
giremez mahzeni vardır. Bu mahzene üst taraf polisleri giremeyince,
polis bir şüpheye on şüphe ekleyerek yorum ve tahminde bulunur.
Bu şüpheler şaibeye dönüşür. Yukarıdan aşağıya dalga dalga gelen
fısıltı polisi parasal açıdan güvenli olmayan mecraya iter. Böylece
güvenlik mensupları güvensiz hale gelir. Eğer bu polis trafik polisi
ise, genelde parasal sorunu olmaz...
Bunların içinde az sayıda istisnaları vardır. Yani rüşvet denen
çirkin işlere bulaşmamış olanlar. Bunlar bizim aradığımız emniyet
mensuplarıdırlar. Bu gibilerden Ankara'da genel müdür ve emsali
görev üstlenmiş olanlarını dikkate alarak yönetimde söz sahibi olmalarını
istiyoruz. Aşağıda bunun nasıl olacağına dair bilgi veriyoruz. Yani
bu dört kuruluş, idareye nasıl el atacak ve göreve gelecek. İşte
onlara ait bilgi.
(Ben, resimde görüldüğü üzere Ordu emeklileri için oyumu kullandım.)
Yukarıda örneğini gördüğünüz oy pusulası ile devlet binasının
temelini oluşturan dört ana kuruluşun isimleri yer almaktadır. Bunların
hangisini istiyorsanız ona mühür basarsınız. Devlet konseyi pusulasında
tek mühür basılır. Devlet Konseyi ismi, devlet temsilcileri şeklinde
de olabilir ya da yakışık alan bir başka isim konulabilir. Biz sadece
tanıtım yapıyor ve ham yol açıyoruz. Bu işin içinde bulunanlar daha
cazip kelimeler bulur ve değiştirirler. Ancak, devlet kelimesi değişmez.
Zira hükümetlerin karşısında devlet tarafını tutanlar, bir partiye
oy verir gibi olacaklar. Yani bir tarafta devlet öbür tarafta partiler
yer alacak. Kısacası tek kanatla uçamayan devlet kuşuna yeni bir
kanat takarak uçuracağız.
Bu dört kuruluşun her birine seçmen ayrı ayrı oy vermesinden aranan
gaye, tercihte iyileri güçlendirmektir. Onlar kendi bünyelerinde
bir ayıklama yapmışlardır. Ayrıca bizim de, yani seçmenin de ayıklama
yapması her devlet kurumunu, yanlışları açısından haberdar etmektir.
Bu ayıklama temiz toplum arayışı içinde olan her milletin baş vurması
gereken bir sistemdir. Yani temiz toplum, temiz idareci ile olur.
Kirli su kir temizleyemez. Kirleri temiz su temizler. Bunu iyi bilelim.
Seçimler dört senede bir yapılmalıdır. Buna sebep iktidarların
yaptığı iyi ya da kötü işlerin unutulmaması ve ayrıca tembelleşmeyi
kaldırıp yeni, taze bir teşebbüse geçmektir. Bu daha hızlı çalışmaya
teşvik için elzemdir.
500'den fazla milletvekiline izin verilmemelidir. Zira Türk toplumu
haramzadedir. Genelde bu böyle. Ayani Sabite otomatik tezgahında
kanında ferd ya da toplum hakkı bulunan kişilerin görüşleri sisli,
bulanık ve karanlıktır. Bu sebepten doğruyu yakalamak kabiliyetleri
azdır. Çok kelime üretirler, fakat konuştukları bu kelimeler içinde
doğruya isabetleri kıttır. Yani çok azdır. Delil mi istersiniz,
işte delil. Kurucu meclis oluştururlar. Anayasa hazırlarlar. Aylar
süren çalışmalar sonucu geçmişten alınan dersler içinde hesaplarınca
eksik bırakmazlar. Bu anayasa halk oyuna sunulur. Kabul edilir.
Sonra da seçime gidilir. Bunu asker iktidara el koyması sonucu yapar
ya da yaptırır. Bunu asker değil sivil kadro yapar. Bu anayasa çerçevesinde
hükümet kurulur. Bir kaç ay sonra yaygara başlar. Bu anayasanın
şu şu maddeleri yanlıştır. Eksiklikler doludur. Değişmeleri zaruridir
gibi konuşmalarla anayasa eleştirilir. Batı devletlerinde böyle
bir şey yoktur. Niçin yoktur. Onlarda vatandaş hakkını yemek yoktur
da ondan.
Kısacası vatandaşın hakkını, hukukunu gözetmeyen idareciler ne kadar
az olursa, zararı da o kadar az olur. Elbette ki bu ülkede 450-500
milletvekili olması gerekir. Devlet konseyinde yer alacak milletvekilleri
bu milletin evlatlarıdırlar. Bu milletten olmayanlar o kişilerdir
ki, idareci oldukları halde milleti ya soyar ya da soydururlar.
Hiç kimse iddia edemez ki, bir milleti çalan o millettendir. Hırsızın
tek ülkesi vardır o da menfaattir. Bunlar vahşi hayvanlardan kötüdürler.
Vahşi hayvanların karnı doyunca dururlar. Bunlar doymaz da, durmaz
da.
Ey Türk insanı! Dünyada geri kalmış milletler için en büyük israf,
bilgi ve tecrübeyi hurdaya ya da çöpe atmaktır. Bunu sarnıçlayarak
milletin menfaatine harcamanın tek yolu Devlet Konseyi'ni
kurarak bunların bilgi ve tecrübesini değerlendirmektir. Güvenilir
idareci bunlardan olur.
Şunu da belirtelim ki, askerden başka diğer üç kuruluşta emekli
aranmaz. Sadece emekli adaylar askerden aranır. Zira asker görevden
alınıp aday olması bazı istisnalar dışında sakıncalıdır. Şunu da
unutmamak gerekir ki asker ülke genelinde görev yapar. Yani her
bölgeyi dolaşır. Değişik hava içinde yaşar. Bu yüzden dinamik olurlar.
Dinamik bir bedende düşünce de güçlüdür. Deneyim, tecrübe ve vatanseverliklerinden
faydalanmamız için, bu ülke insanı bunlara idareci görevi vermelidir.
Görüyorsunuz dünyada sıcak savaş diye tanıdığımız silahlı savaş,
yerini iktisadi savaşa bırakmıştır. Soğuk savaş diye isimlenen güçlü
ekonomide üstün olan milletler güçlü silah yapar ya da satın alırlar.
Bundan dolayı soğuk savaş sıcak savaştan önemlidir.
İşte bu sebepten Genelkurmay içinde sıcak savaş için görev almış
olanları, emekli olunca da soğuk savaş içinde idareci olarak bu
göreve getirelim. Her iki savaş için bunların davranışı milletin
hayrına olacağı şüphe götürmez bir gerçektir. Zincir bozan kafadarlarının,
yani 1980 askeri hareketi ile göz hapsine alınan bu bölücü, yıkıcı
çevrelerin gizli yalanlarına inanmayın. Onların seçmenlerine yaptığı
propagandada şöyle derler: sivil idarecinin en kötüsü, askerin en
üstününden iyidir. Bu sözlere inanma ve kanma. Bu sözler çıkarcı
çevrelerin gizli oyunudur. Görüyorsunuz ülke çetelere teslim oldu.
Elbette ki bunlar askerden hoşlanmazlar. Görüyorsunuz bir ilçede
belediye başkanı, bir köyde muhtar olamayacak kapasitede olan kişiler,
milletvekili oluyor. Liderlerinin bir dediklerini iki etmezler.
Liderleri lokomotif, onlar da vagon gibidirler. Bunlardan bu millete
ne hayır gelir.
Bir milletvekili kendi partisi içinde serbest konuşamıyorsa, konuştuğu
zaman ona ceza gelme korkusu varsa, ona liderler idaresi denir.
Türkiye'de ilk olarak 14 Mayıs 1950'de bu ülkede serbest seçimler
yapılmıştır. O günden bugüne 50 yılı aşkın bir zaman geçmiştir.
Ne kadar geri zekalı ya da beceriksiz idarecilerin elinde kaldığımız
aşağıda tanıtacağımız yanlışlarla anlaşılacaktır. Bizden olmayan
bazı idarecilerin bizi idare ettiği maalesef bir gerçektir.
1950'de seçimle Demokrat parti iktidara geçer. Amerikalılarla ikili
anlaşma imzalar. Bu anlaşmanın önemli bir maddesi şöyle. Amerikalıların
Türkiye'de işledikleri suçların yargılanması ve cezası Amerika'da
görülür. Oysa Amerika'da her eyaletin kanunları vardır. O eyalette
işlenen suç, eyalet kanunları ile cezalanır. İşte bu anlaşmalar
ile Türkiye bu eyaletlerden daha aşağı bir duruma düşürülmüştür.
10 senelik DP devrinde yolsuzluklar alabildiğince çoğalmıştır. İstiklalin
koruyucusu Türk ordusu, 27 Mayıs 1960 günü memleketin idaresini
eline almıştır. Aslında o hükümetin suç birikimi orduyu idareye
davet etmiştir. İcraatın dilinden bu mana çıkar. Menfaati elden
gidenler fitne kazanı kaynatıyor ve diyorlardı ki, seçimle işbaşına
gelen bir hükümet darbe ile nasıl yıkılır.
Oysa gerçek böyle değildir. Gerçek şu; Allah (c.c.)'ın yarattığı
bu ademoğlunun %90'ı avam sınıfına dahildir. Bu konuya açıklık getiren
Peygamberimiz (Buhari hadisi şeriflerine bak): "İnsanlar yüklü
deve sürülerine benzerler. İçlerinde binek az bulursun" der.
Deve sürüsü nereye gideceğini bilmez. Hele de yükü varsa iyice ağırlaşır.
Binek az bulunması ise idareyi yürütecek adam kıtlığına işarettir.
Yetkili bir kesim idare edecek ehliyetli kişileri tespit eder.
Sonra halka serbest seçim yapma izni verilir. O zaman askerin aleyhine
konuş. Kanun çıkartmaktan haberi olmayan kişilerin sözleri dinlenmez.
12 Eylül 1980'de yine ordu idareye el koydu. Bu defa iş daha da
kötüye gitmişti. Binlerce genç sağ-sol çatışmasında can vermişti.
Yine idarecilerin davranışı, yani bozuk idaresi orduyu idareye el
koyması için davetiye çıkarmıştı. Artık sokakta dolaşmak korkusu
asker gelince kalkmıştı.
Asker yine suçlanıyor. Hatta yargılanmaları için birileri fetva
çıkarıyor. Hangi yüzle, hangi gerekçe ile. Asker gerçekten sevilmez.
Kimlere göre; vurgunculara, çeteleri himaye edenlere, soyguna izin
verenlere göre. Çünkü onlar bu milletten değillerdir. Halktan oy
almak için bazen büyük bir vatanperver, bazen namaz kılan dindar,
bazen de çetelerin aleyhine verir veriştirir. Ve de temiz toplum
isteyen bir mücahit olur. Bunları 50 senedir yaşıyor ve görüyoruz.
Son bir kaç ay içinde iki kişi çıktı. Nerede bir hırsızlık, bir
yolsızluk varsa bir bir ortaya çıkartıyor. Açıkça görülüyor ki Ankara'da
çeteleri koruyan birileri olmasa temiz topluma kavuşuruz. Bunlar
da bir gün gidecektir. Yine bu partiler idaresi eski günlerine dönecektir.
Memur maaşına zam istiyor. Devletin başındaki kişi benim memurum
işini bilir diyor. Manası açıktır. Benden zam isteme, vatandaşın
işi düşerse ne kadar alırsan al. Bir milletin idarecisinin dürüst
memurun ahlakını bozmaya ne hakkı var.
Her ne zaman çetelerin yakalanması söz konusu olur, af da gündeme
gelir. Geçmişte çok hayali ihracat olayı oldu. Hepsi örtbast edildi.
Bir parti başkanı çıkmış 40 yaşında emeklilik getirmiş, 60 yaşında
emekli olmuş gibi maaş bağlamış. Sonra dört kez imar affı çıkartılmış.
Sakat binalar almış yürümüş. Bunlar, yani bu affı çıkaranlar Marmara
depreminde ölenlerin, 10 bin kişinin ölümünden mesuldurlar.
İdarede yer alanlardan birileri nüfus alanını yakınlarına dilediğin
gibi al, ye sessizliğiyle hareket ederse, o idarecilerden ne beklenir.
Kaldı ki hala böyle idarecilere saygı duyanlar vardır.
Asker geldiği zaman sıçanlar kediyi gördüğü zaman kaybolur gibi
bir durum ortaya çıkar. Ne hırsız var ne çete. Hepsi askerin gitmesini
bekler.
Asker gider, yavaş yavaş eşkıya gizlendiği delikten çıkar. Meydan
yine onlara kalır. Ey ülkenin geleceğini düşünenler! Şu gerçek iyi
bilinmelidir ki, bir ülkenin kalkınması iş adamlarına bağlıdır.
Bir ülkede her dürüst iş adamı ekonominin bir parçasıdır. Yani iş
hayatı onların elindedir.
Yosun bağlamış bir kaya parçası gibi, ülkenin tepesinde yerleşmiş
olanları uzaklaştırmadıkça bu ülkede gelir dağılımı bozulmaya mahkumdur.
Sokağa dökülmekle yürüyüş yapmakla bunlar ne gider, ne de korkarlar.
Niçin korksunlar. Seçim zamanı gelince davarı ahıra zorla sokar
gibi vatandaşı sandık başına gitmeye zorluyorlar. Sandık başına
gitmeyene şu kadar para cezası vurulacaktır. Sonra da bunun adına
demokrasi diyorlar. Geçen seçimlerde bu ceza 5 milyondu. Düşünün,
kişi akşama kadar bir gün çalışmış. Elinden zorla o parayı alıyorsun.
Sevilerek değil, zor kullanarak kendilerini seçtiriyorlar. Batı
ülkelerinin hangisinde bu uygulama vardır. Sonra ikinci zorlama
şöyle: mahalli seçimlerle milletvekili seçimlerini birleştiriyorlar.
Gaye, herkes köyünde, mahallesinde, beldesinde, ilçesinde olan ve
sevilen kişiler için oy vermeye gidenlerin şefkatine sığınmak. Zira
sadece muhtara, ya da belediye başkanına oy versen de oradaki isminin
karşısına imza atıyorsun. İşte bu imza onların beraatine yetiyor.
Dünyaya ilan ediyorlar ki % 80 iştirak var.
Oysa idari sistemi yerleşmiş olan Amerika'da seçimlere iştirak yüzde
elli civarında olur. Onlar da halkın rızası esastır. Bizde de idarecinin
rızası esastır. Utanmadan, sıkılmadan çıkan sonuçlara, milli irade
tabirini kullanıyorlar.
Bu millet Avrupalılarla Çanakkale'de savaşmış ve 251 bin şehit vermiştir.
Ne hazindir ki, savaştığımız bu insanlar bizim idarecilerimizi ıslah
ve terbiye etmek için şart üzerine şart koşuyorlar. IMF heyeti geldi.
Yeni teklifçiler getirdi. Avrupa birliği şunlar şunları yerine getirmemizi
istiyor, gibi televizyon haberleri reklamları geçti. Acaba bizi
idare edenler kimlerdir. Onlar gelip bizi idare etseler daha mı
iyi olur, diyeceği geliyor insanın.
Ey bu milletin çocukları! Gelin devletin bu dört kuruluşunun kalbur
üstü olanlarını göreve çağıralım. Türk milleti iktisadi esarete
doğru hızla çekiliyor. Damarlarında bir damla asil kan varsa bu
yazılanları oku ve dinle. Bu görüş hiç duymadığın bir ilimden sana
ulaşıyor. Bir aracı olarak bunları size aktarıyorum. Geleceğin karanlıktır.
Hayal gözünle yakın tarihine bak. Geçmişi unutma. Bu topraklar için
savaşanların emaneti üzerinde yiyor, içiyor ve yaşıyorsun. Buharalı
hemşehrim Mehmet Akif Ersoy (Allah rahmet eylesin) istiklal marşı
şairimiz veciz şiirinde bak ne diyor:
Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı..
Bunların göğüslerine basarcasına bir davranış içinde olan çeteleri
şimdiye kadar göremeyenler ya gafildirler ya da hain. Her iki ahvalde
dahi bunların bizden olmadığı sonucu ortaya çıkıyor. Yani idari
yetenekleri yoktur.
Bundan böyle, seçimden seçime konuşmayacaksın. Memleketin idaresine
her zaman katılacaksın. Sokağa taşmaya ihtiyacın yok. Bunu, bir
telgraf ya da aps bir mektupla ya da normal mektupla yapmak imkanın
vardır. Yani şöyle: Türk milletini korumak ve kollamak görevini
ordumuz üstlenmiştir. Ona telgraf çekeceksin, hepsi bu kadar. Bir
savaş olduğunda canını vermek için askere gideceksin. Ve belki de
öleceksin. Orası bilinmez. İş oraya varmadan tüm millet Genelkurmay
başkanlığını telgraf ve mektup yağmuruna tutacağız. Bu sadece bir
milyon civarında para demektir. Bunu esirgeyen, bana ne diyen bu
milletten değildir. (dikkat edin telefon etmeyin faks çekmeyin işlerinizi
aksatırsınız). Yetmedi en çok izlediğiniz televizyonu arayın, bulun,
devreye sokun. Unutmayın bu bir iktisadi istiklal mücadelesidir.
Dedesi, babası, anası, babaannesi, anneannesi bu topraklar için
istiklal mücadelesine katılan herkes kendini mesul saymalıdır. Her
kuruluş ve her dairede çalışanlar imza toplamak suretiyle bu işi
yürütürler.
Bu imzalar elden verileceği gibi posta ile de gönderilir.
Çekeceğiniz telgrafında yazılış şeklini veriyorum. Kendi adına telgraf
çekmek isteyenler aşağıdaki örneklerde yazıldığı şekilde yazabilir.
Bu örnekler yazışmayı beceremeyenler için hazırlanmıştır. Becerisi
olan herkes bunu daha makul yazabilir. Kendi adına çalışan her ferd
telgraf yolunu seçer.
Reğmi Hakk, Nusret Osmanoğlu |