ANASIRIN BİLİNEN ve BİLİNMEYEN TARAFLARI (Velayet İlmi, İlmi Ledün ve İlahi İlim gözüyle)

Anasır, unsurlar demektir. Yani unsur kelimesinden çoğuldur, cemdir. Lügat (sözlük) manası her şeyin aslı demektir. Bu, söze dayanan manasıdır ve ikinci derece anlayış içinde yer alır. Bu anlayış yeterli değildir. Birinci manası eşyadan çıkan mana ile yeterli olur. Muhiddini Arabi (k.s.) der ki: "Her şey o şeyin kendisiyle bilinir." Anasır (toprak, su, hava, ateş) anasırın kendisiyle bilinir. Yani bilinmesi gereken her gerçek, kendinin bilinmesi için bir kitaptır ya da kitap sayfasıdır. Allah (c.c.) kendini bilmek isteyeni kitabın içinde yaratmıştır, veya kendinin dışında bulunanları onların kendileri ile bilinmeyi canlı olarak göstermiştir. İnsanı insana bildirmek için o insanı kitabın içinde yaratmıştır. İşte ayet: "Kendi kitabını oku." Bu ayet insanın ruhu ile, bedeninin kitap olduğunu açıkça ortaya koyar.

Bir veli kibarı kelam irad ederek şöyle der: "Cihan içredir, cihan arayı bilmezler, ol mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler." Yani diyor ki, beden itibarı ile sen bir dünya çekirdeğisin. Dünya senin ağacındır. İster ağaca bak çekirdeği gör, ister çekirdeğe bak ağacı gör. Her ikisi iç içe birbirini tamamlar. Öyle olunca da sen okuyansın. Bedenen senin ağacın da okunandır. Fakat bunu arayıp bulmaktan haberin yok diyor. Balıklar denizin içinde yaşarlar, denizi bilmezler. İlme derya dendiği malumdur. Bilgili alim kişiler için şu sözcük çok kullanılır: "derya gibi adamdır."

İşte bu ademoğlu kitap içinde bulunur. Onu bilmez, kağıt ile bilgi veren kitap arar. Oysa bu kitap, kitabı hakiki olan bu kitabı gösteren bir hüviyet taşır. Yani dünya hakiki kitaptır. Sen o kitabın içinde bulunduğun halde, ondan haberin yoktur. Balıkların denizin içinde yaşadıkları halde denizi bilmedikleri gibi. Görmez misin dünyadaki ilmi, gelişmeleri, elementleri buldular, bildiler, değerlendirdiler. Nükleer (çekirdeksel) bomba yaptılar. Sonra elektrik santralleri yaptılar. Hülasa, elektrik, radyo, televizyon, telefon, elektrikli eşya, bilgisayarlar her türlü elektrik ve sıvı yakıt motorları, gemi, denizaltı vs. Bunların tümü dünyanın içinden elde edilmiştir. Furkani ilimle yürütülen bu buluşlar, eşya içinden gelen bilginin eşyaya tatbiki sonucu bu akıl almaz cihazlar, harikalar ortaya çıkmıştır. İşte kitap, işte hakikat. Kur'an, müteşabih ayetler yönünden bu kitabın uzantısı ve tanıtım aynasıdır. Yol gösterir, bilgi verir, açıklama yapar. Ancak dilinden anlarsan. Arifler, veliler, ehlullah, müteşabih ayetlerden kısmen anlarlar. Peygamberler ve Peygamberimiz daha ilerisini bilirler. Onlardan ötesini Allah (c.c.) bilir. Zira Kur'an'ın üst tarafı Allah'a, alt tarafı mahlukata bağlıdır.

Şeriatte söz birinci, eşya ikinci gelir. Tarikatta eşya birinci, söz ikinci gelir. Yani şeriat, kağıt üzerinde yazılan bu mahluki sözlere kitap der. Oysa kağıt üzerinde yazılan kitap, kitabı hakiki olamaz. Kitabı hakiki madenlerde, bitkilerde ve hayvanatta olan gerçek bilgilerdir. Bu bilgiler içinde yetişen, bunlara ilmi değer verenlere ümmi denir. Yazı yazmayan, yazı görmeyen gerçek bilgi sahipleri. Edison genelde bu bilgiye ağırlık verdiğinden, ümmi bir gerçekçi idi. Bu sayede elektriği bulmuştur. Tarikatın dünya tarafını değerlendirmiştir. Ahiret tarafını ne derece değerlendirdiğini bilemeyiz. Şüphesiz Hakk katında bu emeğin bir payı vardır. Elektriğin bulunması için 36.000 deney yapan kişinin, bıkmadan bu otuz altı bin deneyin içinde bir deneyi iki kere yapmayan bir azim, zevksiz olamaz. Bu ilim ve araştırma zevki ilahi bir hüviyet taşır. Yani Allah'ın muhabbetinden bir payı vardı ki elektriği gerçekleştirdi.

Laf aramızda sakın ha, bizim şeriatçılar bunu duymasın. Onlara göre bu ve bunun gibiler cehennemliktirler. Neüzübillah ebediyen cehennemden çıkamazlar. Allah onları bize hizmetçi olarak gönderdi derler. Elektriği yakar, ışık görür, iş yapar, her türlü elektrikli cihazdan faydalanırlar. Onu bulanı tekfir (kafir olarak görürler) ederler. Bu nankörlerin sözüne kananlar, onlara inananlar ahmaklardır.

O Edison ki Muhiddini Arabi (k.s.) için, üstadım tabirini kullanmıştır. Üstad, öğretmen demektir. Ondan feyz alarak buluşunu gerçekleştirmiştir.

Abdullah Bosnavi (k.s.) Fususulhikem şerhinde (geniş açıklamasında) (cilt-1 sayfa 290) der ki: "Suver alemin (güneş, yıldızlar, dünya ve kainatta ne varsa) küllisi (hepsi), elsinei Hakk'tır (Hakk'ın lisanlarıdır). Hakk'a sena ile natıktırlar (nutuk, öz ve olgun söze denir). Yani bütün bu kainat hakkın zahiridir (zahir, zuhur etmek anlamına gelir, şöyle ki; güneşli bir havada, hiçbir yerde bulut yokken, birkaç saat içinde bulut görünmesi zuhurdur). Zuhur itibarı ile Hakk, onlarda müteayyindir. Ve onların lisanları ile kelam (ahirete ait söz) eder.

Görülüyor ki eşya (toprak, su, hava, ateş ve daha ne varsa) hepsi Hakk'ın lisanlarıdırlar. Bu lisandan anlayanlara ümmi denir. Tüm peygamberler ümmidirler. Onların lisanı, Hakk lisanı idi. Eşyanın dilini bilenler, ondan anlayanlar, onunla tahsil edenler arif olur ve zikrin ne olduğunu bilirler.

HAKİKAT ve MADENLER

Hakikat, nefsin tezkiyesi sonucu varılan makamdır. Bunu madenlerin izabesi ile tanıtalım. Bakır madenini örnek vererek. Bakırın izabesi tezkiye-i nuhastır (bakırdır). Donduktan ve soğuduktan sonra, eğilip bükülmeye ve her türlü şekillenmeye hazır vaziyete gelmesi haline hakikat denir. Bu bakırın, altın için siyanür denen zehirli madde ile tekrar izabesi altının kendine has hakikatıdır. Her madenin izabe edilerek kullanıma hazır duruma getirilmesi (tezkiye ile) hakikatıdır.

Resulu Ekrem Efendimiz "Hakikat benim hallerimdir" der. Hakikat benim halimdir demedi. Kelimeyi çoğul yaptı. Çünkü kendisi amme idi. Dal isimlerin hepsinin hakikatını cem etmişti. Muhammed (s.a.v.) ve İsa (a.s.) dışında, ne kadar nebi, resul, evliya ve diğer ademoğlu varsa, hepsinin kendine has rabbi vardır. Televizyon kanalı gibi. Allah'a bağlı ve sayısının miktarı bilinmeyen dal isimlerin hakikatları vardır. Onların bu hakikatları ana isim olan Allah'ta Musemma adını alarak merkez oluşturur. İşte bu iki peygamber, bu ismin mazharıdır, yani ammedirler. Bu sebepten halleri çok, hakikatları da çoktur. Allah'ta kutuplaşırlar ve tek merkez odur.

Bakır (nuhas) adaletli madenlerden ilk sırayı oluşturur. Eşitlik ilkelerine saygılı olarak yaratılmıştır. Nasıl adaletli, bakırda adalet aranır mı, ne demek istersin sorusuna cevabımız şöyle: bakır bir kapta su ısıtınca veya yemek yapınca, her tarafı eşit ölçüde ısınır. Bakır, ya da aliminyum bir çaydanlığa su doldur, ocağın üstüne koy. Aynı işlemi, tabansız krom nikel (çelik) çaydanlığa doldur, ocağın üstüne koy. Su kaynamaya yakın ses çıkarır. Bu ses kromda 60º ısıda ses çıkarırken, bakırda 90º'de ses çıkardığını görürsün. Bu demektir ki bakır sıcaklığı suya eşit ölçüde yayar. Ayrım yapmaz. Bundan dolayı da iletkendir. Elektrik kabloları, bakırdan olur. Yarı iletken olan kromdan olmaz. Ondan ocak teli olur. Aliminyum iletken de ikinci gelir.

İşte bakırın adaleti budur. Onun bu sırrı elementinde aranır. Ancak biz bunun derinliğine inemeyiz. Zira davamız, izabe değil, dindir. İnsanın şer, hayır ve diğer dünya sevgisi hurdalığı içine düşmüş nefsini aslı olan ruhu insaniya vardırmaktır. Halis bakır, halis çelik sözleri izabede ve halk arasında ne mana taşıyorsa, insanın içinde tezkiye-i nefis odur. Din bu tezkiye yolunda, izabe ocağı hükmündedir. Yani karşıtıdır. Halis kelimesi ihlastan gelir. Manası halis kelimesinden aranır. Halis kelimesinin lugat (sözlük) manası ayırmak, kurtarmak demektir.

Elektrik kablosu, halis bakırdan olur. İyi bir iletken olması için bu şarttır. Bununda yolu iyi bir izabeden geçer. İyi bir izabe demek, yabancıyı tamamen atmak demektir. Halis bakır, bakır madeni açısından ne ise, tecelliyatı zat nefis bakımından odur. Zira ruhu insani, ruhu hayvaninin bağlı bulunduğu tüm arzu ve zevklerden kurtulup Hakk'a ait zevkin ve rahatlığın özüne kavuşmuştur. Bu tecelli insan için ne kadar pahalı ve ne kadar önemlidir. Ne mutlu onlara.

İşte elektrik, böyle halis kablodan geçerek az bir voltaj kaybı ile lambamıza, motorumuza elektrik ulaşır. Doğru akımla da radyomuz, televizyonumuz ve diğer elektronik cihazlarımız çalışır. Tecelli'nin canlı örneği, elektrik ve onun ışıklarıdır. Bunun bulunmasına, ilmen ve teknik açıdan emeği geçenleri saygıyla anarız.

Reğmi Hakk, Nusret OSmanoğlu

 

[ Ana Sayfa | İslam Dini | İslam Astronomi | Ululemir | Bize Yazın ]