Cemel harbi, Peygamberimizin
ahirete intikalinden sonra olmuştur. Bu harp, Hazreti Ali (r.a.)'nin
ordusu ile Ayşe Validemize ait ordu arasında olmuştur. Tarihçilerin
beyanına göre bu savaşta 70 bin kişi can vermiştir. Acaba bu savaşın
hikmeti ne idi. Bize ne gibi ibret dersi veriyordu.
Bundan iki büyük mana kendini gösteriyor. "Küllü kasirun fitne"
(içinde eksik olan her şey fitne doğurur). Dinin tabanı
olan şeriat, hakikatten kopuk yürütüldüğü sürece, eksiklik yüklü
olur. Bu eksiklik şeytan tarafından tamamlandırılır. Böylece bir
zıddiyet potansiyeli oluşur ve de çatışma başlar.
İşte şeriatı temsil eden kadın hakikatten kopuk görüşlere bağlı
olunca, Peygamberimizin bakire olarak nikahına aldığı Ebu Bekir
(r.a.)'in kızı Ayşe Validemiz (bize sünnet olan budur) -ki vahiy
ile almıştır (diğer hanımları gibi), o bile bu fitnenin içine düşmekten
kurtulamadı. Buhari hadisi şeriflerinde vardır. Peygamberimizin
diğer hanımları Ayşe'yi kıskanınca, Resulü Ekrem Efendimiz onlara;
"Ayşe'den dolayı bana sıkıntı vermeyiniz. Zira bütün vahiyler
onun nöbetinde bana gelmiştir" demiştir. Vahiyle ayetler
inmiştir. Bunlar Medeni olan, yani Medine'de inen ayetlerdir.
Medeni olan ayetler ferdidir ve ibadetin nasıl yapılacağını bildiren
ahkâm ayetleridirler. Bunların hepsi Medine'ye hicretten
sonra inmişlerdir. Bilindiği üzere Peygamberimiz (kameri sene ile)
40 yaşına gelince kendisine risalet kapısı açılmış ve ilk ayet inmiştir.
Mekke'de olmuştur ve 13 sene devam etmiştir. Ancak bu 13 senenin
3 senesi içinde vahiy gelmemiştir (neden bu 3 sene boş kaldığı hikmeti
büyük bir mana ifade eder). Kısacası Mekki olan sureler ve ayetler
Mekke'de nazil olup, Hatice validemiz zamanında inmişledir. Medeni
olanlar ise Ayşe validemiz ile bağlantılıdır. Bu iki hanım ayetlerin
inişi için hikmet kütlesi oluştururlar. Yani sebebi nüzul (ayetlerin
iniş sebebi) açısından hikmet manzumesi taşıyan tarafları
vardır.
Hz. Ali (r.a.)'ye gelince, O velayet ilminden kaynaklanan hakikatin
adamıydı. Onun ordusu hakikat ordusuydu. Şeriat hakikate hücum edince,
hakikat onu püskürtmek için karşı koydu. Ahmed'in ve Muhammed'in
mümessili olan Resulü Ekrem Efendimizin büyük mucizesi şekkul
kamer idi. Yani Ay'ı iki parça göstermesi. Bunun hikmeti şöyle:
Ay, ışık itibarı ile risaleti temsil eder. Bu ışık hilal ile başlar.
Bedir (dolunay) ile en büyük ışığı dünyaya yansıtır. Ay'ın dolunay
durumu risaleti amme demektir. Onun bu halde ikiye bölünmesi, iki
ayrı şeriatı tanıtmak içindi. Birisi Şeriatı Ahmediye'ye,
ötekisi Şeriatı Muhammediye'ye işarettir. Yani şeriatı
Ahmediye ile nur vücut içinden velayetin hakikatine ışık tutarken,
şeriatı Muhammediye ile anasır vücut içinden risaletin şeriatine
ışık tutuyordu. Mirac ile anasır vücudu, Allah'ın izni ve kudreti
ile nur vücutla birleşti. Ve anasır beden nur vücuda dönüştü. Bilindiği
üzere peygamberimiz 34 Mirac gerçekleştirdi. 33'ü ruhani, yani Ahmedi
vücutla gerçekleşti. 34'cüsü hem ruhani hem de cismani olmuştu.
Bu demektir ki Allah'ın cennetinden ahirete, oradan dünyaya uzanan
nur vücut ammeleşen tek bir vücutla iki cihana uzanıyordu. Bunun
ne büyük ve ne pahalı şey olduğunu Allah'ın dostları olan evliyaullah
bilir. Bizde size bu bilgileri onların dilinden ve kaleminden buraya
kısmen de olsa aktarmaya çalıştık. Medine'de, Ravzai Mutahhara'da
yatan Muhammed (s.a.v.)'i kendin gibi beşer zannetme. Bu anlayış
içinde ona salatü selam gelir. Kazancın büyük olur.
Bu iki beden birleşince velayetin hakikati ile risaletin şeriatı
birleşmiş oluyordu. Ruhani miracların 33 tane olması velayet izninin
çıktığı 608 takvim yılı süresinin karşıtıdır.Ancak 33 ruhani mirac
karşıtı zaman uzantısı, hicri kameri 627, hicri şemsi 608 senesine
kadar sürdü (miladi 1230). Bu tarihte Fususulhikem (hikmetlerin
özü) isimli kitabın Muhiddini Arabiye verilmesiyle 34. miracın hududu
çizilmiş oluyordu. Bu tarihten itibaren "insanlarla akılları
yettiği yerden kelâm edin" hadisi şerifi ile gelen yasak
yürürlükten kalkmış oluyordu. Artık, şeriatla hakikat nikah masasında
yerini almıştı.
Üzerinden bunca yıllar geçmesine rağmen bunların duyulmaması şeriatçı
kesimin evliyaya düşman oluşunun bariz sonucudur. Zira insanların
%90'ı avam, yani cahil kesimdir. Bunlar, bedenleri güçlü, idrakları
güçsüz zavallı kesimdir. Şeriatçıyı alim zanneder ve peşine giderler.
Evliyaya düşman olarak yönlendirilirler. Katli vaciptir, fetvası
ile öldürme vahşeti saçarlar. Evliyayı ya katlettiler ya da katletme
korkusu ile susturdular. Onların da bilgileri din içine yeterince
giremedi.
Peygamberimizin velayetin çıkış kapısı Hz. Ali ile olmuştur. Yani
risaleti amme olan Risaleti Muhammediye'nin çıkış kapısı, Ali bin
Ebu Talip idi. O, bu velayetle yürütülen irfan ilmini gizlice yürütüyordu.
Bu gizliliğin temelinde insanların idrak gücünün zayıflığı yatıyordu.
600 sene devam eden şeriatın yerleşme süresi dolunca, 627 hicride
açıklama izni geldi. Yukarıda kaydetmiştik.
Bu harpte şeriatın başında Ayşe, hakikatın başında Ali (r.a.) vardı.
Hikmeti ilâhi gözüyle bakıldığında bu savaş, şeriatla hakikat arası
savaştı. Bu ikisi arasında büyük bir uçurum oluşturan boşluk vardı.
Bu boşluk, Tarikat boşluğu idi. Nasıl ki Şeriatı Muhammediye'nin
yerleşmesi için bir hayli kan döküldü ise, burada da tarikatın yerleşmesi
için kan dökülmüş idi. Denilebilir ki, bu savaşta dökülen kan tarikatın
bedeli oluyordu. Zira tarikat, şeriat ile hakikatı birbirine bağlayan
bir köprü idi. Bu köprü kurulmadan, dinin iki kanadı arasında görüş,
yaşayış, bilgi ve inanış bakımından büyük farklar vardı. Bu savaşta
tarikatın ilk tohumları ekilmiş oluyordu. Bir başka ifade ile köprünün
şeriat tarafındaki ayağının temeli atılıyordu.
Hikmet açısından bakıldığında şeriatla velayet arasındaki büyük
berzahın, yani büyük bir uzantının mevcut olduğu ortaya çıkar. Ama
ehli sünnet açısından bakıldığında, Ayşe validemizin saflarında
yer alanlar, ehli sünnetin savunucuları oldukları anlaşılır.
Biz hiçbir zaman tarihin sırlarını ve kişilerin niyetlerini çözecek
gücümüz yoktur. Orası Allah'a mahsus bir taraftır.
Şöyle bir soru akla gelir ve sorulur. İstanbul'un fethini Peygamberimize
haber veren O Büyük Yaratıcı, acaba din içinde büyük önem taşıyan
bu savaşı Resûlu Muhammed Mustafa (s.a.v.)'ya haber vermemiş mi
idi. Cevabında elbette ki vermiştir, deriz. Peygamberimiz hadisi
şerifte: "Elbette iflah etmez o millet, kadını emir ve kumanda
mevkiine getirirse" (Felah kurtuluş yolu demektir)
der. Kadını emir ve kumanda mevkiine getiren millet, devamlı sıkıntı,
çalkantı ve huzursuzluk içinde olur, iflâh etmez, buyuruyor.
Sahabeden Ebu Bekre (Ebubekir değil) anlatıyor. Cemel harbinde
Ayşe taraftarı idim. Bu hadisi şerif aklıma geldi ve vazgeçtim.
Peygamberimiz bu hadisi şerifte nerede ve ne şartlarda olursa olsun,
kadının başkan olması Allah'ın rızasına ters düşer, diyor. Peygamberimizin
hanımı olsa bile. En küçük millet birimi olan aile kurumu, bu inanış
ve anlayışın temel taşıdır. Aile bozuksa (genelde) o millet bozuktur.
Yani kadınlar erkeklerine karşı hakimiyet kurarsa, böyle bir toplum
devamlı kavgaya ve karmaşaya mahkûmdur, düzelemez. Zira kadın, dünyaya
ağırlıklı olarak bağlı olduğundan menfaati ön planda tutar. Bu sebepten
erkeği devamlı baskı altına alır ve çok para bulması için zorlar.
Bir tarafta Allah'ın (c.c.) "Biz ilmi isteyene, parayı istediğimize
veririz" açık beyanı ve değişmez ilahi kanunu dikilirken, öbür
tarafta kadının şeytanla ortak menfaat direnişi çatışır. Bu çatışmada
âyanı sabiteler toplamı şer eğilim açısından galip gelirse, o milletin
başına şer ağırlık yüzdesi kadar şerli idareci gelir. Haram kazancı
helal bilen millet, parasal yönde şeytanla beraber hareket eder.
Şeriata sımsıkı sarılırlar. Yuların şeytanın elinde olduğunu bilmezler.
Haksız kazanç, haram lokma, şeriatla gelen ibadeti hiç sayılmayacak
duruma sokar. Peygamberimizin "Bir lokma haram 40 günlük ibadetin
kabulune engeldir" hadisi şerifi bu gerçeğe ışık tuttuğu
halde, haram ve helal hudutlarını bilmeyen kişi devamlı sıkıntılı
ve hastadır. Zira hastalık, para ve mal ile işlenen günahı eritir.
Bu durum doktorların işine yarar. Hastalarından soyarcasına ücret
alır. Dünyayı ahirete tercih eden kişi kazancının haram kısmını
tabibe zoraki aktarır. Şüphesiz bunlar iman edenler için böyledir.
İman etmeyenlerde haram gelişir, serveti artar. Akıl almaz servet
edinir. Bu gibiler rahmeti ateşten görecekleri için önleri açık,
dünyaları mamurdur.
Reğmi Hakk, Nusret Osmanoğlu
|