DÜNYANIN ve KİŞİLERİN SEHER VAKTİ (Velayet İlmi, İlmi Ledün ve İlahi İlim gözüyle)

Hakk'a ait kainatın bir güneşi ve bir dünyası vardır. Her gün doğan ve batan bu güneş Hakk'a aittir. Yaşadığımız bu dünya da Hakk'a aittir. Bir de, her insanın kendine mahsus güneşi ve dünyası vardır. İnsandaki ruh kişinin kendi iç güneşidir. Bu güneşin doğması ve batması dünyaya ışık tutan güneş gibi değildir. Zira Hakk'a ait büyük güneş tabiata bağlanmıştır. Fakat insandaki ruh güneşi ise gece bakımından nefse bağlanmıştır, gündüz bakımından kalbe bağlanmıştır. Nefis içinde cehalet karanlığı oluşturur. İnsan bedeni kişinin kendi dünyasıdır. Nasıl ki dünya güneşe arkasını dönünce gece oluyorsa, kişinin bedeni de kendisi için karanlık oluşturur. Beden kişide ne kadar kilolu, ağır, besili ise, gecesi de o nispette karanlık olur.

Güneş ışıklarında olan 7 renk, nefsin 7 geçit içinde bulunduğuna işarettir. Sırasıyla: emmare, levvame, mülhime, mütmainne, raziye, merziye ve kafiyedir. Bu 7 sınıfı geçmeyen kişiye Hakk Teala insan olmak diploması vermez. Bu 7 nefis mertebesi aşılmadıkça kişi insanı kamil olamaz. Bunların üçü aşılmadan cehalet gecesinden kurtuluş yoktur. Bunlar emmare, levvame ve mülhimedir. Yani kişi mütmainne sahasına geçince insan sahasına girmiş olur.

Nasıl ki dünya gecesi üç zaman içinde oluyorsa -ki bunlar şöyle: malum yatsı ile imsak arası gecedir. Bu gece içinde üç zaman vardır. Birincisi gecenin üçte biridir. Bu vakit, yatsı namazı için esastır. İkinci üçte biri gecedir. Vitir namazına mahsustur. Vitir namazının yatsının sonunda kılınması bu sebeptendir. İnsanlara güç gelir diye kalkıp gece kılınmıyor. Gecenin üçüncü üçte biri imsak öncesi olan vakittir. Buna seher vakti denir. Yatsı namazını bu vakit içinde kılacak kadar tehir etmek mekruhtur. Yani vakit bakımından o namazı Allah sevmez ve beğenmez.

Bu seher vakti de yalnız teheccüt (Hakk'tan istenen manevi ihtiyaç) namazı vaktidir. Bu namaz sünnettir. Fakat Peygamberimize farzdı. Zira o amme yönlü resuldü. Yani kendisi ile birlikte tüm ademoğlunun manevi ihtiyaçlarını Hakk'tan isteyerek gidermek zorundaydı.

İşte dünyanın seher vakti ile insanın seher vakti olan mülhime makamına çıkılmadan, teheccütten bir şey beklenemez. Görmez misin erkek ve kızdan biri buluğ çağına girmeden çocukları olamaz. Bir başka örnek vererek bunu perçinleyelim. Toprak bitkinin annesidir. Yemiş ağacını dikersin, yerden yukarı beden sahibi (ağaç yavrusu, fidan) olunca hemen yemiş vermez. Onun da kendine göre buluğ çağı vardır. Çiçeğini açar, yemiş verir.

Nefsin tezkiyesinde buluğ çağı mülhime makamında oluşur. Ve de teheccüt namazı ile Hakk'tan istenen alınır. Bu makamın alt tarafı fidan çağıdır. Yine bu vakte değer verir ve teheccüd namazı kılar. Bu rabbine yalvarış dönemidir. Faydası az da olsa vardır. Fakat velayet ilmi içinde seher vakti insanda aranır. Dünyanın seher vaktinde değil. Dünyanın seher vakti risalet içinde, yani şeriatte aranır. Tarikat (insan bedeninde Hakk işleri) yaşantısı ile insan kendi seher vaktine yükselir. O zaman kişi kendi iç güneşinden oluşan seher vaktinde ibadet eder. Mal zekatı gider, nefis zekatı ile müşerref olur. En büyük zekat, nefsi tezkiye etmektir. Yani yemek-içmek dünya zevklerine bağlı hayvani iş ve hareketlerden temizlenerek, Hakk'tan insana uzanan izafi (elektronik) kumandalı ilahi işlerle yaşamaktır. Bu yaşantı içinde ilahi ilim, yani velayet ilmi de beraber gelir. İnsan bedenindeki her tarikat çıkışlı iş, o işe özel bir bilgiyi de beraberinde getirir. Bu doğum sonrası ana sütüne benzer. Yavru ile birlikte gelir. Kişinin rüyada süt görmesi ilahi ilim olan velayet ilmine vakıf olması veya ondan nasibi olduğu şeklinde tabir edilir.

Anadolu evliyasından Yunus Emre (k.s.) hiç okuma yazma görmüş değildi. Velayet kapısı açılınca ümmi oldu. Yani velayet hayatına bağlı ilme kavuştu. Akıl almaz sırlardan haber verdi. Her peygamber, her veli velayetin ümmi tahsiline ulaşınca, mahluki tahsili ay ışığına dönüşür. Zira velayet ilmi tahsili güneş ışığına benzer. Bir veli bu konuya işaret olacak bir açıklama yaparak der ki: "Unutup bildiğini arif isen nadan (aklı giden) ol. Bezmi (Farsça'da meclis ve topluluk) vahdette ne ilim ne ilim isterler. Yevme la yenfaude kalbi selim isterler."

Bu veli diyor ki, beşeri bilgi taşıyan eğitime bağlı tahsili at, onu unut, hiç öyle bir tahsil görmemiş gibi ol. Arif isen aklını velayetin ümmiyet anlayışı ile hiç yokmuşçasına bir yokluğa bağlan. Bezmi vahdette, yani tüm ademoğlunun toplanacağı mahşerde, kıyamet gününde senden ne esmai, ne de zati ilim isterler. Menfaatlerin hiçbir faydası olamayacağı o kıyamet gününde senden, kalbi selim isterler. Kalbi selim, dünya ve ahireti gönlünden atıp veli olan arifin velayet tarafı ki, Allah'ın cennetidir. Onu senden sorar ve isterler.

Peygamber efendimiz hadisi şerifinde der ki: "Biz ümmi bir ümmetiz. Yazmayız, hesap yapmayız."(Buhari s.239) Burada ramazan orucunu hesaplayarak tutmayınız. On tanesine isabet edersiniz. Birinde hesabınızda yanılırsınız. Bir oruç borçlu kalırsınız diyor. Hilali gözetlemek ve görerek oruç tutmak peygamberlerin tahsili kapsamına girer ki, bu ümmi bir bilgidir. Hazreti Ali (r.a.) der ki: "Tecrübe, kazanılmış ilimdir." Yani tecrübe içinde şüphe olmaz.

Reğmi Hakk, Nusret Osmanoğlu

 

[ Ana Sayfa | İslam Dini | İslam Astronomi | Ululemir | Bize Yazın ]