Tarih açısından Muhiddini
Arabi kimdir? Muhiddini Arabi, cömertliği ile meşhur Tay kabilesindendir.
Miladi 1165'de İspanya'nın Mürsiyye şehrinde doğdu. 1240 tarihinde
Suriye'de, Şam'da, Salihiye kasabasında, Cebeli Kasyunda (kasyun
dağında) metfundur.
28 yaşına kadar Endülüste kaldı. 34 yaşına kadar Kuzey Afrika'yı
gezdi. 40 yaşına kadar hicazda bulundu. 75 yaşına kadar Konya, Erzincan,
Erzurum, Malatya, Sivas gibi şehirlerde bulundu. Şam'da son bulan
ömrü boyunca 475 eser yazdı. En önemli eserleri, mana yüksekliği
bakımından Fususulhikem, ikincisi Fütuhatı
Mekkiye'dir.
Muhiddini Arabi'nin İSLAMİ açıdan kimliği: Peygamberimiz Hatemülenbiya
idi. Yani Adem (a.s.) ile (İsa) Mesih arasında dal isimlere bağlı,
tüm peygamberlerin risaleten özü ve sonuncusudur.
Muhiddini Arabi, velayet ve risalet itibarı ile hatemülevliya
idi. Yani irfan bakımından Peygamberimizin mukabili idi. Hz. Ali
(r.a.)'nin Peygamberimizden aldığı velayet ilminin kemalat bulan
uzantısı olup, en geniş açıklama yapan ilahi ruhsata sahiptir. Bir
başka manevi lakabı da 'Şeyhi Ekber'dir.
En uzun oruç tutan dört isimden biridir. (sırasıyla) İdris (a.s.)
16 sene, ne yedi, ne içti, ne uyudu. İkincisi, Peygamberimiz Muhammed
Mustafa (s.a.v.) 23 sene (Kur'an'ın iniş süresince) ne yedi, ne
içti, ne uyudu. Görünürde hem yedi, hem içti, hem uyudu. Pazartesi-Perşembe
günü oruçlu gözüktü. Biz ümmetine örnek olmak için. Üçüncüsü, Ebu
Ukkalulmağribi'dir. 4 sene süreyle, ne yedi, ne içti, ne de uyudu.
Ben Hakk'ın cemali ile iftar edeceğim dedi. Ve de öyle oldu.
Dördüncüsü, Muhiddini Arabi'dir. 9 ay süre ile, ne yedi, ne içti,
ne uyudu. Muharrem ayının birinde oruca başladı. Ramazan bayramında
iftar etti (zira, ramazan bayramında bir gün, kurban bayramında
dört gün oruç tutmak haramdır).
Tabip anlayışı içinden bakılınca, bu kadar süre aç kalanın yaşaması
mümkün değil denir. 'Peki bunlar nasıl yaşadılar?' sorusuna
cevabımız şöyle: ahirette ne ile gıdalanacak isek, onlar da onunla
gıdalandılar. Yani hadisi şerifte: "Ölmeden evvel
ölünüz" açıklamasında olan ölüm içine girdiler.
Ahiret hayatı, ölümden sonra gelen hayattır. Onlar bu hayatı bulunca,
gıdayı da buldular ve yaşadılar.
İşte Muhiddini Arabi bu halleriyle ahiret tarafının sınırlarını
böyle buldu, eserlerini bu görüş ve bu anlayış içinde yazdı. 475
eserini değil anlamaya, okumaya bir insanın ömrü yetmez.
Peygamberimiz, bir başka hadisi şerifte şöyle der: "Nas
(tüm ademden gelenler) uykudadır. Öldükten sonra uyanırlar."
Demek ki ölüm uyanıştır. Ölmeden önce ölenler bu uyanışa
girenlerdir. Öyleyse bunların eserleri, gerçekleri en iyi, en açık
bir şekilde ortaya koymaktadır. Kur'an'ın bilinmeyen taraflarını
bunlar bilir.
Şimdi irfan baş öğretmeni olan Muhiddini Arabi'yi dinleyelim. Fütühatı
Mekkiye isimli eserinde der ki; "Kıyamete kadar vuku bulacak
(harpler dahil) bütün büyük olayları haber verirdim. Ancak,
insanların kaderleri üzerinde olumsuz etki yapacağından açıklamıyorum.
Sadece bir kaç tanesini açıklayalım."
Birincisi; "Benim mezarımı Yavuz Sultan Selim bulacak."
Yolu düşen herkes, İstanbul'da Fatih Çarşamba'da, Yavuz Selim camiine
uğrasın. Kutsal emanetlerin bulunduğu yere gitsin. Orada taş üzerine
yazılmış şöyle bir yazı görünecektir.
"İza dehallesinu veşşin. Zehere kabru muhiddin." Türkçesi;
sin, şine girdiği zaman, Muhiddin'in mezarı ortaya çıkar (bunun
uzun hikayesi var. Şeriatçılar onun için ölüm fermanı çıkarınca
mezarını gizledi). Burada şin ( ) Şam isminin baş harfidir. Yani,
Yavuz Sultan Selim Şam'a girince demektir. Böylece kendisinden 277
yıl sonra (1517-1240=277) gelecek olan Yavuz Sultan Selim'in mezarını
bulacağını haber veren Muhiddini Arabi (k.s.) geleceği Allah'ın
izniyle biliyordu.
İkincisi; "Yavuz Sultan Selim 31 günde Mısır'ı alacak dedi."
Ne 30 oldu, ne de 32. Dediği gibi çıktı. Geleceği ancak Allah bilir.
Onun bildirmesiyle de nebiler ve veliler de bilir. İşte Allah'ın
yakınlarının üstünlüğü.
Üçüncüsü; "Osmanlı Devleti 600 seneden fazla yaşayacak
ve yıkılacak."
Dördüncüsü; Şam'da 7 yaşında çocukken babası ile giden Mevlana
Celaleddini Veli'yi görünce şöyle dedi: "Deryaya bak deryaya,
gölün peşinden gidiyor." Burada Mevlana'nın istidadından
geleceğini görmüştü. Bunun ne büyük Hakk yakınlığı olduğunu anlayın.
Kimliğini ve eserlerini bu açıdan değerlendirmek gerekir.
Bursalı İsmail Hakkı (k.s.) Kenzi Mahfi isimli eserin 83.
Sayfasında şöyle der: "Hz. Ali'den (kerremellahu taalahü
vecheh) sonra ekmel mezhair (Hakk'a mazharları bulunan) hatemülevliyadır.
Yani Muhiddini Arabi (k.s.) ve ismi Muhammed bini Alidir
(manası, Ali'nin oğlu Muhammed). Filhakika Ali'nin
evladı maneviyesindendir. Ali, sureti Muhammed (yani
Peygamberimizin sureti) olduğu gibi, Muhammed bini Ali dahi,
sureti Ali ve belki sureti Muhammed'dir."
Özetle diyor ki velayet ilmi, Muhammed Mustafa (s.a.v.)'dan damadı
Hazreti Ali'ye geçti. Ali'den de, şeyhi ekber (bilinen) hatemülevliya
namile maruf Muhiddini Arabi'ye uzandı (575 sene sonra). Bu ilim
kablosu, kıyamete kadar gider. Soyu devam ettiren, oğul-torun akışı
gibi.
Abdullah Bosnavi, Hicri Kameri 992'de doğdu. 1055'te irtihal eyledi
(öldü). Miladi 1583-1644 tarihlerine rastlar. 61 (şemsi sene) yaşadığı
görülür.
Mezarı, Konya'da, Saadettini Konevi'nin mezarının yanındadır. Bu
veli, Muhiddini Arabi'nin manaca en üstün ve en önemli eseri olan
Fususulhikem (hikmetlerin özü) isimli, peygamberimizden gelen
açıklamaları, Arapça'dan, Osmanlıca'ya çeviren ve geniş bilgi veren,
eser sahibidir. Allah ondan Razı olsun.
167 eser sahibi olan ve günümüze yakın olan velilerimizdendir.
Bursa'da kendine ait sade mezarı, kütüphanesi ve zikir yeri vardır.
1973 senesinde kısa bir ziyarette bulundum. Eserlerinden Kitabünnecat,
Kitabülhitap, Kenzi Mahfi ve Ferrahurruh adlı eserlerini okudum.
Eserleri genelde Osmanlıcadır. Bu yüzden en önemli velilerimizdendir.
Muhiddini Arabi için, "Ben onun manevi evladıyım. O bana
feminitekbil etti" der. Yani ağzını öptürdü.
Kenzi mahfi isimli eserini hicri 1140'ta miladi
1728'de yazdı. Bu tarihlerde yaşadığı anlaşılır.
|