ZEVKLENME ve YARATILIŞIMIZ (Velayet İlmi, İlmi Ledün ve İlahi İlim gözüyle)

Bizim burada bahsettiğimiz zevklenme, mutlak anlamdaki zevklenmedir. Bu zevklenme Hakk'a mahsustur ve zatının zatını idrakinden meydana gelir. Yani Hakk'ın da bizim gibi zatı vardır. Bizim zatımız ruhu insaninin kopup geldiği yerdir. Velayet ilmine hakkıyla vakıf olan ariflerden biri kibarı kelam diye bilinen uyandırıcı nutkunda -ki veciz sözdür- şöyle der: "Zati Hakk'ı anla zatındır senin. Hep sıfatı sıfatındır senin. Sen seni bilmen necatındır senin." Açıklayalım; Hakk Teala tüm ademoğluna şamil olan iki amme peygamberden bize kapı aralamıştır. Birisi Ahmed-Muhammed ikilisidir. Diğeri İsa-Mesih ikilisidir. Öteki peygamberler derecelerine göre bunlara yakınlıkları vardır. Evliya ise üçüncü derecede yakınlık sahibidirler. Bunlarda çok yönlü olarak kendi aralarında insan-ı kamil makamını derecelerine göre paylaşırlar. Hepsinde ruhu insani vardır. Bütün kemalat bu ruhu insani ile zatından gelir. Ancak her insanı kamil kendi makamında en üstün makamda olduğunu sanır. Zira makamın verdiği güvencenin tabii durumu bu.

Hakk ise tenezzülati ilahidir. Yani zati mutlaktan gelen Allah'a, Allah'tan Hakk'a üç büyük iniş yaparak biz insanların en yükseğine izafetle, yani elektronik misali bağla berzahı bir boşluktan tevhit oluşturmuştur. Kısacası O Büyük Yaratıcı 700 bin voltu uluhiyet yalıtkanı ile 70 bin volta indirdi ve ona Allah dedi. Allah'ı da 16 bin volta düşürdü. Ona da Hakk dedi. İşte bu tenezzülati ilahiye Kur'an-ı Kerim'de İhlas Suresi'nde açık ifadesini bulur. Kulhuvellahu ehad, zati mutlaka işarettir. Allahu samed ise, Allah'ın varlığını tanıtır. İhlas'ın bundan sonrası olan ayetleri Hakk'ı tanıtan açık belgedir. Hepsine birden tenezzülati ilahiye denir. Zati mutlakta hepsi tektir.

İnsanın ruhu insanisi kendinin zati olunca, Hakk'a yakınlığı nispetinde zatından kendisine zevk ulaşır. Kişinin zatından Hakk'ın zatına uzanan bağlantıdan aşk doğar. Beka vücuduna ulaşınca zevk adını alır. Bu zevk yaratılma için esastır. Ruh zati Hakk'a yaklaştıkça aşk çoğalır. Ancak vücut yaklaştığı kadar zevk sahibi olur.

İsa'nın ruhu ile bedeni birbirinden ayrılmayınca en yüksek zevke ulaşan odur. Ve yaratmada en yüksek izne ulaşan da odur. Allah (c.c.)'ın İsa'ya verdiği yaratma yetkisi insan neslinden hiç kimseye verilmemiştir. İstek İsa'dan, yaratma Allah'tan olur. Ruh ve beden ikilisi bir olunca yaratma işlemi tek yönlü olur.

Adem peygamber tek olarak yaratıldı. Sonra ondan Havva yaratıldı. Böylece Adem iki beden oldu. Zevk te ikiye bölündü. İki taraf ta zevk sahibidir. Ancak Havva'nın uzantısı olan kadın gönül hoşluğu içinde zevklenirse, çocuk güzel olur. Zira insandaki iyi huy, güzel yüz ve beden yapısı, kemiklerin dışında ne varsa hepsi kadındandır. Kemik ise erkektendir. Kemik zatidir, yani ruh tarafını temsil eder. Kemiklerin içinde Hakk'tan İsa'ya verilen değişimli bedendeki nur vücuttan bahşedilmiştir. Havva Adem'den olunca kemik te ona uzandı. Böylece iki beden ve iki ayrı çocuk dünyaya gelir. İstek erkek ve kadından, yaratma işlemi Allah'tandır. Hiç kimse ben çocuk yarattım diyemez. Zevk içi istek çerçevesinde bir çocuğum oldu, iki çocuğum oldu der.

İsa'ya uluhiyet vermek yaratıcı hüviyeti vermek anlamına gelir ki, bu küfür yüklü yanlıştır. Velayet ilmi açısından İsa, risaletine şahadetlik etmesi için üfleyerek Nuh'un oğlu Sam'ı diriltti. Mana itibarı ile şöyle dedi: "ey Sam!.. kalk, diri ol ve benim risaletimi tasdik eyle. O da kalktı. Sen Allah'ın resulüsün dedi. Sonra da yerine geri döndü."

Keza İsa üfledi kuş yaratıldı. İsteyen İsa idi, yaratan Allah idi. Yoksa İsa kendi varlığı içinde yaratma gücüne sahip değildir.

Bir başka örnek te şöyle: Ebu Yezidil Bistami karıncayı bastı. Karınca öldü. Üfledi dirildi. Bursalı İsmail Hakkı der ki: "Eğer karıncayı kasten öldüreydi, üflemekle diriltemezdi." Zira insan ebedidir, ezeli değildir. Zira ezeli ve ebedi olan Allah'tır. Hem öldürmek, hem diriltmek O'na mahsustur.

Şöyle bir soru sorulabilir. Bu yaratılış neden üfleme ile oluyor da başka bir hareketle olmuyor? Cevap olarak deriz ki: Ben Adem'e kendi ruhumdan üfledim. Kur'an'da böyle der bizi yaratan. O üfleme yaratma yetkisi verdiği kulunda da aynı olur.

Adem'den süregelen bu anasır beden, ahirette ki zevkin 70'te birini alır. Allah hayvani olan bu bedendeki şehevi arzuyu ve zevki ne çocuk yapamayacak kadar az, ne de zinaya aşırı koşacak kadar çok yapmıştır. Hidayet ve dalaleti dengeleyecek miktar koymuştur. Onun ayarını kendi bilir.

Fususulhikem'de açıklandığı üzere yaratma işlemi dörttür. Birincisi Hakk'ın yaratmasıdır. İkincisi insanı kamilin yaratması. Üçüncüsü arifin yaratması. Dördüncüsü beşerin yaratmasıdır.

Hakk'ın yarattığı öldükten sonra dirilir. İnsanı kamilin ki dirilmez. Arifin yarattığı ise kalp gözü ile olan Hakk menşeli bakışı kesilince ölür. Beşerin yaratmasına gelince, bu yaratma tamamen hayalidir. Yani kişi niyetine koyduğu işi kendi hayali içinde planlar, şekillendirir, canlı bir biçimde görür. Bu hayalle o işi yapar. Hakk'ın kuluna verdiği beşeri yaratma gücünün bariz sonucu demektir.

Hayvani de olsa şehevi arzu tüm bedenin içinden özetlenerek hareket eder. Yani mutlak yürüyüşü vardır. Ağaçta olduğu gibi. Ağaca yaz gelince hayat suyu yürür. Bu su, ağacın çiçek açmasını, yeşillenmesini ve meyveli ise meyvesini verdirir. O meyvenin içinde çekirdeği vardır. Hububat olur, yemiş olur. Yani çekirdekleşir. O buğday ve yemişte zevk veren, lezzet veren tat olur. Onunla gıdalanırız. Mideden geçer kan olur, ilik olur, (sperm) insan tohumu olur. O tohum cinsiyet uzvumuzdan dışarı çıkarken zevkleniriz. Şartları müsait olunca rahime ulaşır ve doğum için gereken işlem yürütülmüş olur.

Eşyanın hayatını suya bağladık diyen Hakk Teala, su ile büyüyen bu gıdanın sonucu oluşan zevk yine su ile yıkanarak bedeni istiğfara gider. Ancak bu sadece bedene ait bir işin eda edilmesidir. Yani ruhu hayvaniye ait bedelin ödenmesinden ibarettir. Kalbi olan ve ruhu insaniye ait olan taraf su yıkanıp temizlenmez. Bu tarafın temizliği tezkiye-i nefis ile olur. Az yemek, az uyumak, az cinsi ilişkide bulunarak ahret tarafını güçlendirmekle olur.

Bu konuda geniş bilgi nefsin tezkiyesi nasıl olur şeklindeki açıklamamızda vardır, ona bakılsın.

Reğmi Hakk, Nusret Osmanoğlu

 

[ Ana Sayfa | İslam Dini | İslam Astronomi | Ululemir | Bize Yazın ]